Rüya kayıtları

Görünmediği halde gümbür gümbür yaklaşan bir kısım kötü kötü varlıklar varmış, onlardan kaçıp tam da bu dünyaya ait olmayan bir yerdeki şirin ve sakin bir adaya yerleşmişiz bir kısım insanlarla. 

Adayı dolanırken tepelerde bir yerlerde kule gibi bir yapı görüp içine giriyorum, içeride koridor gibi bir yer var. Koridorun sonunda ise sunta gibi bir şeyle kapatılmış bir kapı buluyorum. Suntayı biraz yerinden oynattığım anda içeriden bir garip hayvan, ama epey tehlikeli ve büyük bir hayvan kapıya vurmaya başlıyor. Panik içinde suntayı yerine kapatıyorum, üzerine de oralarda bulduğum -ahşap/metal karışımı garip bir parçayı koyuyorum ve kapıdan hızla uzaklaşıyorum. 

Tam bu sırada, kapıda zülfikar'ı andıran bir kılıç şekli oluşuyor ve kapının yanında da aynı formda altından bir kılıç beliriyor. önce giderken kılıcı da yanıma almayı düşünüyorum ama öylesi bir dehşetli korku içindeyim ki, oraya yaklaşamıyorum bile. zaten sadece binadan değil, binanın içinde bulunduğu bahçeden de koşarak çıkıyorum. meğer "ölüm efendinin" eviymiş orası (ismi buydu bana rüyamda söylenen).

Olanlardan kimseye bahsetmemeye karar verip hayatıma devam ediyorum Anca her kurguda bulunması gereken, ortalık karıştırıcı salaktan rüyamda da var ve kuleyi keşfediyor. Aynı şekilde kapıya gidiyor, aynı şeyler yaşanıyor... Fakat bu salak benden farklı olarak kılıcı o suntanın üzerinde beliren formun ortasına oturtuyor. Meğer o yaratığın kendisi bizim kaçtığımız kötülüğün gelmesi için bir kilit, o güzel kılıç da anahtar imiş, anahtarın kilide oturması ile birlikte tüm kötülük ortalığa saçılıyor. Üstelik o birleşme anına kadar yaratık kuleden çıkamazken, artık her yanda fink atıyor.

Önce ben ve bir sürü kalabalık insan kaçmaya çalışıyoruz, çevremizin sarıldığını anlayıncaya kadar. Fakat sonra aklıma dahiyane (!)bir fikir geliyor ve kuleye gidiyorum; çünkü o şey her neyse kule onun hapisanesi idi aslında ve nihayet azat olmuşken oraya dönmeyi istemez bile! Düşüncemi mantıklı bulan birkaç kişi peşimden gelirken, diğerleri tuhaf aygıtlarını kullanarak kötülüğü durduracak silahı yaratmaya çalışıyor.

Kuleye giriyorum, daha önce dehşetle kaçtığım kuleye. Artık korkum oradan çünkü en büyük korkumla yüzleşmişim zaten. Odadan odaya dolaşmaya başlıyorum, belki serbest kalan kötülük, arkasında aslında ne olduğuna dair bir ipucu bırakmıştır diye. Ama odalar bomboş: belli ki bir zamanlar on derece azametli olan bir sarayın, yıkık odaları bunlar. 

Sonra gezerken, bir odanın aslında aşağıya doğru inen merdivenleri olduğunu, sadece çevresindeki duvarların sarmal yapısı yüzünden bir göz yanılması ile seçilemediklerini keşfediyorum. Merdivenlerden aşağıya iniyorum, epey aşağıya.

Diplerde, yukarıdaki kadar azametli olmasa da daha 'gerçek', kötülüğün içinde dolandığı halde bir türlü ulaşamadığı için daha 'gerçek güvenli' bir büyük bahçe ve içinde evler buluyorum. Bu evler yukarıdakilaer kadar gösterişli değil ama güzel yine de.


Burayı yıllarca keşfedemeyip kendine hapis hayatı yaşatan kötülüğün aslında salak olduğuna, salak bir kötülüğün de bana zarar veremeyeceğine karar verip oraya yerleşme fikrimi insanlara açıklıyorum. 

Onlar sevinç gösterisi yaparken, uyanıyorum...

İnceden not: Yıllar önce gördüğüm ve niyeyse kişisel sayfam yerine ekşi sözlük'e yazdığım bir rüyaydı. Daha fazla ziyan olmasın yaban ellerde dedim...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder